Karalamalar

Çingene Bohçası No Comments »

Karalamalar

    Edebiyat, toplumun yapılanmasından bağımsız değildir. Sınıfsal konumlanmanın bir sonucu olarak şekillenir ve çoğunlukla ‘’taraf’’ olmak özelliği kendisini hissettirir.

    Geçmişteki ‘’Halk Şiiri- Divan Şiiri’’ ayrımı, saray kültürüyle halk kültürünün edebi alandaki bir temsilcisi olarak karşımıza çıkar. Divan şiiri adeta sarayın bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Süslü dili, zengin imgeleri, her zaman seçkin bir zevk ve ‘’ yöneten’’ unsurunu bize hissettiren şiir kurgusu halk şiirinde geniş kitlelerin sade zevkine ve mütevazı dünyasına dönüşür.

    19. yüzyılın gelişiyle birlikte Osmanlı toplumunun yarı sönürge yapısının makineyle tanışması, sermaye tahakkümüyle karşılaşması ve bunun yarattığı kültürel sonuç olarak modern türlerle tanışması divan şiirinin hızla çözülmesine ve halk şiirinin de gücünü kaybetmesine sebep olmuştur.

    Sözkonusu durum, bize, edebiyatla toplum yapısı arasındaki kopmaz bağı kanıtlar.

 

Karalamalar/WordFormatı                                                                                                                     www.diriozanlardernegi.com

Mizah Üzerine Karalamalar

Çingene Bohçası No Comments »

Mizah Üzerine Karalamalar

    Mizah, toplumların, kendi sorunlarıyla ve toplumsal felsefeleriyle harmanlayarak uzun zamanlar içinde yükselttikleri bir muhalefet bayrağıdır.

    Teslimiyetçi, kaderine razı bir mizah hiçbir toplumda var olmamıştır. Arapların Cuhası bizim Nasrettin Hocamız var olan toplumsal şartların ürünüdür. Bu karakterler çağlar içinde halkın söylemek istediklerini söyleyen kahramanlar olmuşlardır.

    Ciddi araştırmacıların çalışmaları Nasrettin Hoca’nın Timur çağını görmediğini söylemesine rağmen, konusu Timur’a dair pek çok Nasrettin Hoca fıkrası vardır. Bu da bize toplumsal muhalefetin eylem gücünün tükendiği noktada mizahın devreye girdiğini ve asırlar boyu birikerek iğneli bir muhalefetin cephaneliğini yarattığını gösterir.

    Şair Eşref’in, Neyzen Tevfik’in taşlamalarında, Bektaşî fıkralarında dile gelen bağnazlık karşıtı söylemler, diğer halk verimlerinde de temel renk olarak karşımıza çıkar. Karagöz’de, Ortaoyunu’nda halk argosuyla iç içe geçmiş, gerekirse müstehcen telmihlerle harmanlanmış mizahın toplumsal taşlamaya dönüştüğünü görmekteyiz.

    Mizahı sosyal hayattan koparıp söz oyunu boyutuna indirgediğimizde cinsel içerikli, içi boş, Pitigrillivarî bir anlatımla karşılaşırz ki bu durum mizahın lümpenleşmesiyle eş anlamlıdır. Bu da en çok mizahtan zarar görenlerin, mizahın muhalif yüzünü karartmak için kullandıklarıo bir yoldur.

    Nasrettin Hoca’dan Aziz Nesin’e uzanan mizah geleneğimiz kendisini yenilerken mutlaka kendi kaynaklarından beslenmelidir. Bizim gibi toplumlarda, mizahımızı etkili kılan unsur iğneli bir somutluk kazanan gözyaşıdır. Mizaha, eleştiriye konu olan sorun çözüme kavuşup, toplumun gündeminden düştüğü anda mizahın gücü azalacaktır.

    Mizahın ve mizah edebiyatının gücünde bir atılım yapmak için mizahın toplumsal dinamiklerle eşgüdüm sağlaması bir zorunluluktur.

Mizah Üzerine Karalamalar/Word Formatı

                                                                                                                     www.diriozanlardernegi.com

Reşad Ekrem Koçu’da Tarih Anlatımı

Çingene Bohçası No Comments »

Reşad Ekrem Koçu’da Tarih Anlatımı

   Tarihin çatık kaşlı ve soğuk anlatımı, bizi bu faydalı alandan uzak tutmaktadır. Çünkü tarihin bu şekilde anlatımı bize adeta bir Panteon yaşamını, bir tanrılar diyarını anlatır. Savaşan ünlü askerler, usta devlet adamları, devasa kuleli sarayların soğuk ve mağrur insanları… Durum böyle olunca da tarih okuru, okuduklarında kendi geçmişinin hatalarını ve sevaplarını değil de bir üstün insanlar topluluğunun talihsiz yok oluşlarını seyreder. Söz konusu durum da tarihi faydalanılacak, keyif alınarak okunacak bir alan olmaktan çıkarır.

   Reşad Ekrem Koçu, yukarıda saydığımız olumsuzlukları yıkmış bir tarihçi olarak karşımıza çıkar. Elbet pir ü pak değildir, hataları ve taraflılıkları vardır. Ama sunduğu tarih sokaktaki adamın geçmiş yaşantısını anlatır. Tarihî şahsiyetler sadece usta devlet adamları değil zaafları da görülen insanlardır. Şehirler sadece mağrur zenginlik abideleri değil karanlık yüzleri de olan ağır yoksullukların ve ahlaksızlıklarında yaşandığı çok boyutlu mekanlardır. Bu çeşitlilik, dönemin var olan sorunlarını oldukça kıvrak bir üslupla yansıtış okura farklı bakış açıları sunmakta yeni düşünce alanları açmaktadır.

    Resmî tarihte yüzeysel olarak ele alınan, fazla kurcalanıp tasvir edilmeyen çeşitli olaylar ve devlet adamları Reşad Ekrem’de gerçek yüzleriyle karşımıza çıkarlar. Dönemin başkenti olan İstanbul hakkında da emsalsiz ayrıntılara sahip olduğumuz bu eserlerde şehrin folklorik dokusuna ait pek çok ayrıntıyla karşılaşırız. Bazı romanlaştırdığı olaylarla adeta bir polisiye atmosferle karşılaşırız. Forsa Halil romanı buna açık bir örnektir.

   Reşad Ekrem Koçu’nun eserlerinde belli noktalarda şüpheye düşme ihtimalimiz vardır. Bu durum kanaatimizce onun en büyük eksikliğidir. Yazarın kaynakça kullanmaması, dipnot düşme alışkanlığının olmayışı, bu yollarla bizi açık ve kesin kaynaklara yönlendirmemesi bu sorunun temel sebebidir.

   Bu tarz eksikliklerine rağmen Reşad Ekrem Koçu ‘’Sokağın Tarihçisi’’dir. Eski İstanbul’un bitirimhaneleri, meyhaneler, orta halli insanlar; şehrin âdetleri, gelenek ve görenekleri bir bütün olarak ve can alıcı ayrıntılarla karşımıza çıkar. Eğer İstanbullulara bir ‘’Şehir Tarihi’’ dersi verilecek olsaydı bu dersin temel kaynaklarından bir çoğu Reşad Ekrem’in eserleri arasından seçilirdi.

   İstanbul Ansiklopedisi isimli tamamlanmamış eserinde, ansiklopedik bir İstanbul Folklorü dersi alırız. Çeşmlerin, sokakların tarihi, şu anda unutulmuş meslekler, âdetler, bir dönemin meşhur delileri İstanbul Ansiklopedisi’nde can bulur. Erkek Kızlar’da çeşitli sebeplerle kılık değiştirmiş, erkek rolü oynamış yada bu rolü oynamak zorunda bırakılmış kızların maceralarını görmekteyiz ki bu durum halen varlığını sürdüren cinsel eşitsizliğin toplumumuzdaki kökenlerini göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Dağ Padişahları’nda Osmanlı Devleti’ne çeşitli sebeplerle karşı gelmiş, kafa tutmuş isyancıları görürüz bu durum bize 17. yüzyılın neredeyse tamamını kapsayan Celali İsyanları hakkında emsalsiz bilgiler vermektedir.

   Reşad Ekrem’in tarihçiliği bizi geçmişten geleceğe uzanan bir gelenek köprüsü içinde bu ilgi çekici ayrıntılarla buluşturarak zevkli bir tarih anlayışının kapısını açmaktadır. Tarihle ilgisi olan herkese içtenlikle tavsiye edilir.

Reşad Ekrem Koçu’da Tarih Anlatımı/Word Formatı

                                                                                                    www.diriozanlardernegi.com

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login