Şiirdeki Saltanat: Klasik Türk Şiiri-1
Bozkırın sözlü kültürünü yaşatan Türk boylarının İslâmiyetle tanışması, onların kültür hayatında başka alternatifler yaratmasına da fırsat vermiştir. Burada İslâmiyeti sadece dinsel bir yaklaşım olarak değil de daha dünyevî daha başka bir kültür birikimi olarak düşünmeliyiz. Çünkü söz konusu İslam akınları, Türklerin İran kültürünü, çevirilerle birlikte yeniden yaartılmış klasik Yunan kültürünü de tanımamıza da kapı aralamıştır.
Hakaniye Türkçesi döneminde üretilen Divan-ı Lugâti’t Türk, Atabetü’l Hakâyık, Kutadgu Bilig, Divân-ı Hikmet gibi kaynaklar artık gözünü batıya çevirmiş Türk kavimlerinin de kültürel evrimini işaret eder niteliktedir.
1071 Malazgirt Meydan Savaşı’yla başlayan Anadolu’nun Türkleşmesi süreci, Anadolu Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti döneminde, özellikle Miryokefalon Savaşı sonucunda, kesin bir sonuca bağlanmış ve Anadolu coğrafyasının yeni sahibi belli olmuştur.
Her siyasi hakimiyetin kendine özgü bir üst yapı yaratması sürecinde kültür de buna bağlı olarak şekillenmektedir. İşte bu yeni üretim ve yönetim sistemi göçer Türkmenlere İslamî-İranî ve Bizans müzikalitesine sahip yeni bir kültür yaratması görevini ortaya koymuştur. Anadolu’da gelişen klasik şiir de bu arayışın bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kırda sözlü halk kültürü, şehirde de klasik kültür olarak gelişen Anadolu şiiri, iki sınıfın iki sesi olarak kah çatışmış kah bazı kaynaklarda birleşmiştir. Fakat aralarında var olan bu diyalektik ilişki yeni bir kültürün imarına zemin hazırlamıştır. Klasik şiirin kaynaklarına göz attığımızda, Yunan mitolojisi, İran mitolojisi, İslamî kıssalar temelinde aşkı aramak ve kimi zmaan hedonist duyguların yoğunlaştığı süslü bir şiir diliyle karşılaşırız.
Kısacası Klasik şiir, toprağa dayalı ve saray merkezli bir feodal yapının edebiyatımıza yansımasıdır ki Ahmet Hamdi Tanpınar da bu durumu şu şekilde özetler:
‘’ Bütünü ile bakılınca bu hayal ve sembollerin, bu aşk tarzının ve sevgili tipinin alelâde bir belâgat oyununda kalmadığını, asırlar boyunca süren bir çalışmanın neticesi olsa bile şairin hayat şartlarıyla olduğu kadar içtimaî nizamla da alâkalı bir sistemi ortaya koydukları inkâr edilemez’’
Anadolu topraklarında klasik şiirin inşasının Hoca Dehhânî ile başladığı söylenir. Bu yeni kültürün ilk temsilcisi, adeta bu şiirin asırlar sürecek macerasının temellerini atmış, uzun asırlar içinde karşılaşacağımız hayal dünyası ve mazmun zenginliğinin ilk örneklerini sunmuştur.
‘’ La’lün çün gözlerin birbirine hançer çeker
Ol iki mest arasında korkarum kan olur’’
Gözleri, sevgilinin yakut gibi kırmızı dudakları için birbirlerine hançer çeken iki sarhoşa benzetmek bize artık başka bir şiir dünyasına yol aldığımızın kesin işaretlerini vermektedir.
Divan şiiri, coğrafyamızdaki seyrinde bir çok şairler yetiştirmiştir. Fakat bunların hepsinin adını ve özelliklerini zikretmek şu anda pek mümkün değildir. Ancak, döneminin sınıfsal ve şiirsel karakteristiğini veren isimleri anmamızın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Osmanlı Devleti’nin gücünün doruğunda olduğu dönemlerde klasik şiirin zirvesi diyebileceğimiz Bâkî de şiirdeki saltanatını ilan eder:
‘’ Meddâh olalı çeşm-i gazâlâne Bâkî
Öğrendi gazel tarzını Rûmun şu’arası’’
Bu tipik örnekten de anlaşılacağı üzere, Anadolu’nun siyasi üstünlüğü doruk noktasındayken Klasik şiir de doruğundadır. 17. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti duraklayıp düşüşe geçerken bile Divan şiiri biraz daha yükselişini sürdürüp nitelikli şairler çıkarmaya devam edecektir.
Şiirdeki Saltanat:Klasik Türk Şiiri 1/Word Formatı
(Devam Edecek)
www.diriozanlardernegi.com
Son Yorumlar