Folklorik Çalışmalar Üstüne Düşünceler

Edebiyat No Comments »

Folklorik derlemeler ve bunlar üzerinde yapılan incelemeler, halkın sade ve temel hâldeki kültürel birikimini incelemek yanında modern edebiyatçılarımıza da kullanmaları için zengin bir halk birikimi sunmaktadır.

    Halk kültürü sanıldığının aksine, oldukça kompleks ve karmaşık bir yapıdır. Çünkü yerel kültürlerin, unutulmuş ulusların, çok eski devirlerde var olup kaybolmuş dillerin sentezi o anki hakim kültür rengi içinde yeniden şekillenerek ortak bir düşünce yapısı oluşturmaktadır.

    Mesela Türk Nasrettin Hoca aynı zamanda Arap nüktedanı Cuha’dır. İslamî inançlarla harmanlanmış halk inançları aslında biraz da Babille, Hititlerle, Urartularla ve Eski Yunanlılarla ilgilidir. Tepegöz’ün bir Dede Korkut hikayesinde var olması ve Anadolu’nun diğer ucunda oluşan bir destanda da Kyklop olarak anılması Folklorik verimlerdeki derin kültür sentezinin varlığını gösterir.

     Atasözlerinde, deyimlerde, masallarda ve efsanelerde asırlardır işlenmiş bir ortak kültürün izlerini görmemiz folklorik çalışmların sadece Türk-İslam kültürüyle ilintili olamayacağını gösterir. Halk kültürüne sahip çıkmanın aslında binlerce senelik kültür birikimine sahip çıkmak demek olduğunu bu küçük örneklerden yola çıkarak söyleyebiliriz.

 Folklorik Çalışmalar Üstüne Düşünceler/Word Formatı

 www.diriozanlardernegi.com

Şiirdeki Saltanat: Dîvân Şiiri- 4

Edebiyat No Comments »

Şiirdeki Saltanat: Dîvân Şiiri- 4

    Divan şiiri, 19. yüzyıla geldiğinde çöküşe geçmiştir. Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin yarattığı insan tipi yeni edebiyatını da yaratmış, öncü durumdaki feodal devletler kapitalizm sayesinde çevre ülke konumuna düşmüşlerdir.

    Osmanlı Devleti de bu devletlerden birisidir. Kendi kurduğu edebî kültür de artık yeni ve Avrupaî türler karşısında gerilemeye başlamıştır. Bu dönemde klasik kültürden zevk alan bir topluluk olmakla birlikte, bunlar kültür hayatındaki gücünü kaybetmeye başlamışlardır.

    Keçecizâde İzzet Molla, bu dönemin öenemli isimlerindendir. Kendisi klasik şiirin son temsilcilerinden olmakla birlikte, dilinde bir sadeleşme ve hece veznine yaklaşma görülür. Prof Dr. Mine Mengi bu konuda şunları söylemektedir:

    ‘’ … İzzet Molla’nın da çağdaşı bazı şairler gibi yaşanan hayata, çevreye ve insana daha yakından baktığı ve dönemin şiirinde aranan değişiklik ihtiyacını karşılamaya çalıştığı görülür. Bu amaçla şiirlerine mahalli renk katmaya çalışmış, halk şiiri ve sanatçılarıyle ilgilenmiş, hece veznini kullanarak türküler yazmış, böylece Divan şiirinin geleneksel yapısını sarsmıştır.’’ [1]

    Bu dönem itibarıyla toplumsal temelini kaybeden Divan Şiirinin hızlı bir çözülme içine girdiğini söyleyebiliriz. Söz konusu dönemin, Osmanlı Develti’nin Batı’yla içli dışlı olmaya başladığı, kendisine biçilen yarı sömürge durumunu kabul etmeye başladığı dönem olması, yanlış anlamda bir kültürel çözülmeye de zemin hazırlamaktadır.

    Sözünü ettiğimiz asır içinde Yenişehirli Avnî, Leyla Hanım, Şeyhülislam Arif Hikmet gibi isimlere de rastlanmasına rağmen, klasik şiiri doruklara taşıyacak isimlerden bahsedemeyiz. Çünkü dönem, Osmanlı Devleti’nin Tanzimata yelken açtığı ve Batı’yla kültürel ilişkilerde de öncesinden farklı bir yol tutmaya başladığı dönemdir.

Şiirdeki Saltanat: Dîvân Şiiri- 4/Word Formatı

( Bitti)

                                                                                                                      www.diriozanlardernegi.com




[1]  Prof. Dr. Mine Mengi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi- Edebiyat Tarihi-Metinler- , 7. bs., Ankara, Akçağ  Yayınları, 2002, s. 235

Şiirdeki Saltanat:Klasik Şiir-3

Edebiyat No Comments »

Şiirdeki Saltanat: Klasik Şiir- III

Osmanlı Devleti’nin gerileyişini kabul ettiği, 18. yüzyılda klasik şiirde iki usta dikkatimizi çeker. Nedîm ve Şeyh Galip. Birisinib dünyevî aşk ve eğlence vurgusu, diğrerinin tasavvufi aşk yönelimi 18. yüyıldaki insan tipinin Bâkî’nin şatafatlı, Nef’î’nin kendine güvenen üslûbundan uzak olduğunu gösterir.

Burada dikkat etmemiz gereken en önemli dil olayı, Nedîm’deki mahallileşmedir. Dilde sade ve söyleyişte akıcılığı yakalamış bir söz ustası karşımızdadır. Şiirlerinde kendi sınıfının eğlence hayatının ve neşesinin tasviri vardır. Tam anlamıyla bir özet yaparsak Nedîm demek Lâle Devri demektir. Onun şiiri değişen İstanbul ve yönetici sınıfı demektir. Hatta yönetenlerle o kadar içli dışlıdır ki Patrona Halil isyanı sırasında kaçarken öldüğü rivayet olunur.

Sınıfsal konumunu bir yana bıraktığımız taktirde klasik şiirdeki kavramları en somut hâliyle Nedîm’de bulduğumuzu söyleyebiliriz. Ondaki aşkın tamamen tensel bir aşk oluşu; İstanbul’u, yaşam tarzını ve onun eğlencelerini sarayın bakışıyla da olsa somut ve neşeli bir biçimde dile getirmesi onun klasik şiirdeki doruklardan biri olmasının sebebidir.

Şiirde mahallileşmenin ustalarından olan Nedîm, belki bilinçsizce de olmuş olsa dildeki tamlama ve terkipleri yumuşatarak konuşma diline yaklaştırması gerektiğini düşünen şairlerdendir.

Bu döenmin diğer şairi Şeyh Galip’tir. Bir Mevlevî olan Şeyh Galip, Hüsn ü Aşk mesnevisiyle tasavvufa, son demlerinde yüz akı olmuştur. Söz konusu alegorik mesnevisinde insanın güzellik ve aşk gibi kavramlarla yaptığı yücelme hamlesini tasavvufî bakış açısıyla dile getirmesi dikkate değerdir.
Şiirdeki Saltanat-Klasik Şiir 3/Word Dormatı

(Devam Edecek)

www.diriozanlardernegi. com

Şiirdeki Saltanat: Klasik Türk Şiiri-2

Edebiyat No Comments »

Şiirdeki Saltanat: Divân Şiiri-II

Yazımızın ilk bölümünde de belirttiğimiz gibi 16. yüzyıl, Osmanlı şiirinin doruk noktası olarak karşımıza çıkmaktaydı. Söz konusu dönem aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin de üstün bir siyasî güç olduğu dönemdir.

17. yüzyılla birlikte, Osmanlı Devleti duraklarken klasik şiir de belli bir güç kaybetmeye başlar. Ancak yine de üstat sayabileceğimiz isimler çıkmaya devam eder. Hicivleriyle ünlü Nef’î bu dönemin temel şairidir diyebiliriz.

17. yüzyıl, siyasî çözümsüzlüğün, saray entrikalarının ön plana çıktığı bir devirdir. Bu yüzyılın tipik şairinin bir hiciv üstadı olması tesadüf olmasa gerektir. Kasidelerinde övdüğü şahsiyetlerden ziyade şairliğini övdüğü ‘’Fahriye’’ bölümündeki üstünlükle fark edilen Nef’î hiciv sanatına yaptığı katkılarla tanınmış ve ölümü de bir hicvinin neden sebep olduğu idamla olmuştur.

Bazı araştırmacılar, Nef’î’nin kendini övmesinde ulusal bir gururun üstünlüğünü görürler. Prof. Dr. Mine Mengi’nin görüşü de bu yöndedir:

‘’ …Övünmeleri sırasında İran edebiyatının en ünlü şairleriyle, örneğin Ömer Hayyam, Hâfız, Urfî, Feyzî gibi şairlerle kendini kıyaslamakta ve sanat gücünün onlardan üstün olduğunu söyleyebilmektedir. Bu durum onun kendini övmeye ve mübalağa yapmaya olan düşkünlüğünün bir kanıtı olmakla birlikte aynı zamanda Nef’î’nin kişiliğinde Türk şiirinin 17. yüzyılda kendine olan güveninin, şairlerimizin ulusal bilince sahip olma konusundaki isteklerinin bir göstergesidir.’’[1]

Nef’î’yi dönemin toplumsal karakteri içinde bir yere oturttuğumuz zaman öfkesini nereye ve nasıl boşaltması konusunda kafası karışık dönem aydınını görürüz. Sanat anlamında geniş ve özgün hayallerin, mazmunlara kazandırılan orijinaliteyi hemen fark ederiz.

Gazellerinde sade ve zevkli bir dilin güzel bir anlatımın izlerini görürüz.

‘’ Rindân-ı Harâbâti vü mestân-ı elestiz

Mahşerde dahi câm-ı mey aşkla mestiz’’

17. yüzyılın bu yarısında Sebk-i Hindî akımının izleri görülür. Bu akım, anlam kapalılığına, çok ince işlenmiş hayallere ve mazmun orijinalitesine dayanır. Bazı araştırmacıların klasik şiir içindeki bu akımı modern edebiyattaki sembolizme benzetme eğilimleri vardır.

Yüzyılın ikinci yarısına geldiğimizde artık şiirsel verimlerin zayıfladığını görürüz. Bu devirde üstat olarak sayabileceğimiz ikinci isim Nâbî’dir. Hikemî ekolün didaktik içerikli şiirleri Mehmet Kaplan’ın deyimiyle ‘’ Orta İnsan Tipi’’nin çerçevesini oluşturmaktadır. Orta İnsan, dünyayı değiştirme gayretinde olmayan, kendi kabuğunda yaşayan, toplumsal sorumluluktan ziyade huzuruna önem veren insan tipidir.

Yüzyılın başında kendini beğenmiş ve mağrur insan tipinin sembolü sayabileceğimiz Nef’î ve yüzyılın sonunda içine kapalı, var olana razı, pasif insan tipinin temsilcisi Nâbî bize adeta Osmanlı siyasal yapısının bir asırlık gelişim seyrini ve bunun edebî alana yansımasını gösterir.

(Devam Edecek)

www.diriozanlardernegi.com



 

[1] Prof. Dr. Mine Mengi, Eski Türk Edebiyatı Tarihi (Edebiyat Tarihi- Metinler), 4.bs. , Ankara, Akçağ Yayınları, 2002, s. 185

Şiirdeki Saltanat: Klasik Türk Şiiri-1

Edebiyat No Comments »

Şiirdeki Saltanat: Klasik Türk Şiiri-1

Bozkırın sözlü kültürünü yaşatan Türk boylarının İslâmiyetle tanışması, onların kültür hayatında başka alternatifler yaratmasına da fırsat vermiştir. Burada İslâmiyeti sadece dinsel bir yaklaşım olarak değil de daha dünyevî daha başka bir kültür birikimi olarak düşünmeliyiz. Çünkü söz konusu İslam akınları, Türklerin İran kültürünü, çevirilerle birlikte yeniden yaartılmış klasik Yunan kültürünü de tanımamıza da kapı aralamıştır.

Hakaniye Türkçesi döneminde üretilen Divan-ı Lugâti’t Türk, Atabetü’l Hakâyık, Kutadgu Bilig, Divân-ı Hikmet gibi kaynaklar artık gözünü batıya çevirmiş Türk kavimlerinin de kültürel evrimini işaret eder niteliktedir.

1071 Malazgirt Meydan Savaşı’yla başlayan Anadolu’nun Türkleşmesi süreci, Anadolu Selçuklu Devleti’nin hakimiyeti döneminde, özellikle Miryokefalon Savaşı sonucunda, kesin bir sonuca bağlanmış ve Anadolu coğrafyasının yeni sahibi belli olmuştur.

Her siyasi hakimiyetin kendine özgü bir üst yapı yaratması sürecinde kültür de buna bağlı olarak şekillenmektedir. İşte bu yeni üretim ve yönetim sistemi göçer Türkmenlere İslamî-İranî ve Bizans müzikalitesine sahip yeni bir kültür yaratması görevini ortaya koymuştur. Anadolu’da gelişen klasik şiir de bu arayışın bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kırda sözlü halk kültürü, şehirde de klasik kültür olarak gelişen Anadolu şiiri, iki sınıfın iki sesi olarak kah çatışmış kah bazı kaynaklarda birleşmiştir. Fakat aralarında var olan bu diyalektik ilişki yeni bir kültürün imarına zemin hazırlamıştır. Klasik şiirin kaynaklarına göz attığımızda, Yunan mitolojisi, İran mitolojisi, İslamî kıssalar temelinde aşkı aramak ve kimi zmaan hedonist duyguların yoğunlaştığı süslü bir şiir diliyle karşılaşırız.

Kısacası Klasik şiir, toprağa dayalı ve saray merkezli bir feodal yapının edebiyatımıza yansımasıdır ki Ahmet Hamdi Tanpınar da bu durumu şu şekilde özetler:

‘’ Bütünü ile bakılınca bu hayal ve sembollerin, bu aşk tarzının ve sevgili tipinin alelâde bir belâgat oyununda kalmadığını, asırlar boyunca süren bir çalışmanın neticesi olsa bile şairin hayat şartlarıyla olduğu kadar içtimaî nizamla da alâkalı bir sistemi ortaya koydukları inkâr edilemez’’[1]

Anadolu topraklarında klasik şiirin inşasının Hoca Dehhânî ile başladığı söylenir. Bu yeni kültürün ilk temsilcisi, adeta bu şiirin asırlar sürecek macerasının temellerini atmış, uzun asırlar içinde karşılaşacağımız hayal dünyası ve mazmun zenginliğinin ilk örneklerini sunmuştur.

‘’ La’lün çün gözlerin birbirine hançer çeker

Ol iki mest arasında korkarum kan olur’’

Gözleri, sevgilinin yakut gibi kırmızı dudakları için birbirlerine hançer çeken iki sarhoşa benzetmek bize artık başka bir şiir dünyasına yol aldığımızın kesin işaretlerini vermektedir.

Divan şiiri, coğrafyamızdaki seyrinde bir çok şairler yetiştirmiştir. Fakat bunların hepsinin adını ve özelliklerini zikretmek şu anda pek mümkün değildir. Ancak, döneminin sınıfsal ve şiirsel karakteristiğini veren isimleri anmamızın faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Osmanlı Devleti’nin gücünün doruğunda olduğu dönemlerde klasik şiirin zirvesi diyebileceğimiz Bâkî de şiirdeki saltanatını ilan eder:

‘’ Meddâh olalı çeşm-i gazâlâne Bâkî

Öğrendi gazel tarzını Rûmun şu’arası’’

Bu tipik örnekten de anlaşılacağı üzere, Anadolu’nun siyasi üstünlüğü doruk noktasındayken Klasik şiir de doruğundadır. 17. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti duraklayıp düşüşe geçerken bile Divan şiiri biraz daha yükselişini sürdürüp nitelikli şairler çıkarmaya devam edecektir.

Şiirdeki Saltanat:Klasik Türk Şiiri 1/Word Formatı

(Devam Edecek)

www.diriozanlardernegi.com


 

[1] Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 9. bs. , İstanbul, Çağlayan Kitabevi, 2001, s.5

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Login